ÜÇ ŞEKER KARDEŞ
Bu öykü küçücük bir çocuk odasında başladı. Hani duvarları yavruağzına boyalı, halısı turuncu olan oda. Perdelerinde de sarı çiçekler ve yeşil yapraklar var. İşte şu üç kız da bu odanın sakinleri. Büyük olanı Ceyda. Dokuz yaşında. Saçları düz, zayıfça bir çocuk. Bu da Ceren, Ceyda’nın küçüğü ve sekiz yaşında. İşe bakın ki onun saçları kıvırcık, kendisi de azıcık şişman bir çocuk. Hah Cahide de geldi. Henüz iki yaşında, kürdan gibi incecik bu da.
Bu üç kardeşin üçü de birbirinden şeker. Hem de akıllı uslu kızlar. Annelerine her zaman yardımcı olur, odalarını dağıtmaz, eşyalarını düzenli kullanırlar. Küçücük Cahide bile kendi eşyalarını tanır da dağıldıkları zaman hemen toplayıverir. İyiler hoşlar da, kötü bir huyları var. “Aaa, neymiş ki bu kötü huy?” dediğinizi duyar gibiyim. Bakın anlatayım.
Bu üç kardeş sahip oldukları her şeyin birbirinin aynısı olmasını isterler. Aslında küçük Cahide’nin fazla bir şey anladığı yok. Ama ablaları aynı şeye üşüşünce o da güzel olanın o olduğunu sanıp koşuyor hemen. Mesela bir elbise mi alındı. Üçü de aynı renk, aynı model olmalı. Bir oyuncak mı beğenilecek. Üçü de tıpatıp aynı olmalı. Yoksa… Yoksa evde kızılca kıyametler kopar. “Aman onunkinin rengi şöyle, benimki böyle. Onunkinin şusu var, benimkinin yok.” E ne var bunda canım, anneleri de hep aynı şeyler alsın o zaman, diyebilirsiniz. Ama bir de aynı şeyleri bulamadıklarını düşünün. Ya da üçüne sadece bir tane hediye geldiğini.
İşte böyle yaşayıp giderkeeen… Bir gün bu üç kızın teyzesi güzel bir sürpriz düşündü Ceyda ile Ceren’e.
Bizim kızların teyzesi, bir cumartesi sabahı, Ceyda ile Ceren için birer elbise hediye alıp düştü yola. Birininki pembe, diğerininki kırmızı idi. Ha unutmadan elbiselerle birlikte süslü püslü iki zarfa iki de mektup hazırladı.
Ceren ve Ceyda eve geldiklerinde teyzelerinin kendilerine hediye getirdiğini anlayınca bir sevinç dalgası esti. Küçük Cahide uyuyor. Bundan iyisi Şam’da kayısı. Zaten hem sürpriz hem de ders ablalar için. Cahide onlardan gördüğünü yapar her zaman.
Az sonra hediyeler açıldı. Suratlar asıldı. Çünkü biri pembe diğeri kırmızıydı. Her zaman olduğu gibi pembenin sahibi kırmızıyı, kırmızının sahibi de pembeyi istedi. Ceren’in gözleri doldu. Ceyda esti gürledi. Teyze kıs kıs güldü. Ama belli etmedi. Bir ara nefesini toplayıp:
— Tamam o zaman şekerlerim, dedi. Kolayı var, birbirinizle değiştiriverin hediyeleri.
Önce düşünüp sonra gülümsedi iki kardeş.
— Tamam, kabul; deyiverdiler.
— Teyze, dedi Ceyda, mektupları okumadık daha. Ceren bana kendi mektubunu verdi. Ben benimkini okumadım ki henüz.
— Olsun, dedi teyzesi. Mektupları da değiştirin.
Elbiseler ve mektuplar değişti. Yüzler güldü. Teyzeye birer öpücük de verildikten sonra sıra geldi mektuplara.
Hay Allah. Mektubun başını okuyan kocaman olmuş gözlerle kalakalıyordu. Bu nasıl işti. Ne oldu biliyor musunuz? Mektuplar değiştiği hâlde içindeki isim değişmedi. Ceyda’nın mektubunda “Sevgili Ceyda” Ceren’inkinde “Sevgili Ceren” yazılı. Oysa tam tersi olmalıydı. Bu teyzeleri ne yapmıştı böyle. Ceyda’nın mektubu şöyleydi:
“Sevgili Ceyda. Ceren’in hediyesini beğenip isteyeceğini bildiğim için bu mektubu sana yazdım. Bence sen de kardeşin de en güzel hediyelere lâyıksınız. Sizleri çok seviyorum. Teyzen.”
İkisi de mektubu okuyup bitirdiğinde teyzeleri onlara bakıp gülümsüyordu. İki kardeş de onun ne demek istediğini çok iyi anlamışlardı. Yanakları pembeleşmiş, bir teyzelerine bir annelerine bakıyorlardı. İçlerinden diyorlardı ki, “İnşallah bir daha böyle yapmayız.” Bir de baktılar ki, odanın kapısından kardeşleri Cahide gözlerini ovuşturarak giriyor. Koşarak kucakladılar onu.
Nesibe ŞAHİN
Bu üç kardeşin üçü de birbirinden şeker. Hem de akıllı uslu kızlar. Annelerine her zaman yardımcı olur, odalarını dağıtmaz, eşyalarını düzenli kullanırlar. Küçücük Cahide bile kendi eşyalarını tanır da dağıldıkları zaman hemen toplayıverir. İyiler hoşlar da, kötü bir huyları var. “Aaa, neymiş ki bu kötü huy?” dediğinizi duyar gibiyim. Bakın anlatayım.
Bu üç kardeş sahip oldukları her şeyin birbirinin aynısı olmasını isterler. Aslında küçük Cahide’nin fazla bir şey anladığı yok. Ama ablaları aynı şeye üşüşünce o da güzel olanın o olduğunu sanıp koşuyor hemen. Mesela bir elbise mi alındı. Üçü de aynı renk, aynı model olmalı. Bir oyuncak mı beğenilecek. Üçü de tıpatıp aynı olmalı. Yoksa… Yoksa evde kızılca kıyametler kopar. “Aman onunkinin rengi şöyle, benimki böyle. Onunkinin şusu var, benimkinin yok.” E ne var bunda canım, anneleri de hep aynı şeyler alsın o zaman, diyebilirsiniz. Ama bir de aynı şeyleri bulamadıklarını düşünün. Ya da üçüne sadece bir tane hediye geldiğini.
İşte böyle yaşayıp giderkeeen… Bir gün bu üç kızın teyzesi güzel bir sürpriz düşündü Ceyda ile Ceren’e.
Bizim kızların teyzesi, bir cumartesi sabahı, Ceyda ile Ceren için birer elbise hediye alıp düştü yola. Birininki pembe, diğerininki kırmızı idi. Ha unutmadan elbiselerle birlikte süslü püslü iki zarfa iki de mektup hazırladı.
Ceren ve Ceyda eve geldiklerinde teyzelerinin kendilerine hediye getirdiğini anlayınca bir sevinç dalgası esti. Küçük Cahide uyuyor. Bundan iyisi Şam’da kayısı. Zaten hem sürpriz hem de ders ablalar için. Cahide onlardan gördüğünü yapar her zaman.
Az sonra hediyeler açıldı. Suratlar asıldı. Çünkü biri pembe diğeri kırmızıydı. Her zaman olduğu gibi pembenin sahibi kırmızıyı, kırmızının sahibi de pembeyi istedi. Ceren’in gözleri doldu. Ceyda esti gürledi. Teyze kıs kıs güldü. Ama belli etmedi. Bir ara nefesini toplayıp:
— Tamam o zaman şekerlerim, dedi. Kolayı var, birbirinizle değiştiriverin hediyeleri.
Önce düşünüp sonra gülümsedi iki kardeş.
— Tamam, kabul; deyiverdiler.
— Teyze, dedi Ceyda, mektupları okumadık daha. Ceren bana kendi mektubunu verdi. Ben benimkini okumadım ki henüz.
— Olsun, dedi teyzesi. Mektupları da değiştirin.
Elbiseler ve mektuplar değişti. Yüzler güldü. Teyzeye birer öpücük de verildikten sonra sıra geldi mektuplara.
Hay Allah. Mektubun başını okuyan kocaman olmuş gözlerle kalakalıyordu. Bu nasıl işti. Ne oldu biliyor musunuz? Mektuplar değiştiği hâlde içindeki isim değişmedi. Ceyda’nın mektubunda “Sevgili Ceyda” Ceren’inkinde “Sevgili Ceren” yazılı. Oysa tam tersi olmalıydı. Bu teyzeleri ne yapmıştı böyle. Ceyda’nın mektubu şöyleydi:
“Sevgili Ceyda. Ceren’in hediyesini beğenip isteyeceğini bildiğim için bu mektubu sana yazdım. Bence sen de kardeşin de en güzel hediyelere lâyıksınız. Sizleri çok seviyorum. Teyzen.”
İkisi de mektubu okuyup bitirdiğinde teyzeleri onlara bakıp gülümsüyordu. İki kardeş de onun ne demek istediğini çok iyi anlamışlardı. Yanakları pembeleşmiş, bir teyzelerine bir annelerine bakıyorlardı. İçlerinden diyorlardı ki, “İnşallah bir daha böyle yapmayız.” Bir de baktılar ki, odanın kapısından kardeşleri Cahide gözlerini ovuşturarak giriyor. Koşarak kucakladılar onu.
Nesibe ŞAHİN


