Hikayeler

LADİNCAN
Onunla tanıştığımız günü dün gibi hatırlıyorum. Şeker tadında bir bahar günüydü. Güneş ve kuşlar neşeli şarkılar söylüyor; tatlı bir rüzgar bir o yana bir bu yana mutluluk yayıyordu. Bütün mahalleyi dolduruyordu çocukların ve kuşların sevinç çığlıkları. Mavi bir kamyon parkın önünde durdu. Evimizin hemen yanına yapılan Huzur Parkı’na gelen büyük kamyonun bize yeni arkadaşlar getireceğinden haberimiz yoktu.
Kamyonun kasasında gördüklerim düş müydü gerçek mi? Sanki bir anda her yer yeşile boyanmış gibi göründü. Mavi kamyonun yemyeşil yolcuları vardı. Küçük yüzlerinde -bizimkine eşdeğer- tarifi zor sevinçler… O kadar fidanı hiç birarada görmemiş olmalıydık.
Bütün çocuklar bir anda kamyonun etrafını sardı. Fidanların arasından sevimli amcalar çıktı. Ellerinde kazmalar, kürekler vardı. “Çocuklar bize müsaade edin “ dedi içlerinden birisi.
Sevimli fidanların bir kısmını yavaş yavaş parka taşıdılar. Önceden hazırladıkları küçük çukurlara özenle yerleştirmeye başladılar. Heyecanımız doruktaydı. Ağaçlar çocuklar gibiydiler. Kıpır kıpır, şen şakrak.
Bütün dikkatimizle fidanların dikilişini izliyor, kocaman ağaç olacakları günlerin hayalini kuruyorduk. “Bu ağaçlar büyüyene kadar biz yaşlanırız, ne gerek var!” diyordu, mahallenin en yaramaz çocuğu. Hiç kimse onu önemsemedi. Fidanlar bu haliyle bile çok güzeldi.
Dikilen ağaçlara can suyunun verilişi de ilgiyle izlendi. Fidanların, filizlerin toprağa dikiminde verilen ilk su cansuyuydu. Toprakla kaynaştıran hayat suyu.
Birkaç saat süren çalışmalardan sonra görevli amcalar mavi kamyonlarına binip başka parklara doğru yola çıktılar. Dikecekleri daha çok fidan vardı. Mavi kamyon hareket edince içinden yemyeşil eller sallandı sanki.
O gün parkımıza tam on yedi fidan dikildi. Huzur Parkı’nın huzuru arttı. Kuşlar bayram etti çocuklarla beraber. Güneş pırıl pırıl göz kırptı yeni fidanlara, çocuklara, büyüklere… Sevinç çığlıkları o yana bu yana savruldu. Baharın coşkusu kat be kat arttı.
Adlarını babamdan öğrendim. Ladin ağaçlarıymış bunlar. Yaz kış yeşil kalacak iğne yaprakları kısa ve sivri uçluydu. Piramide benzer tepesi ve sarkık dallarıyla asil bir duruşu vardı. Henüz bir metre kadardı boyları. Kırkbeş elli metreye kadar bile uzayabiliyorlarmış. Bu küçük boylarının kırk elli kat uzadığını hayal etmek zor oldu benim için.
Hepsini ayrı ayrı sevdim. Parkımıza daha çok neşe, daha çok kuş ve daha temiz hava getirdikleri için teşekkür ettim. Sevgiyle okşadım dallarını. Gölgelerinde ne zaman oturacağımızı sordum, sustular. Kaç yıl bekleyecektik bilmiyordum.
Bütün ağaçları severdim ama içlerinden birisi vardı ki odamın penceresine çok yakın dikilmişti. Ona bir dost gibi bağlandım. Ladincan koydum adını. Varsa yoksa Ladincan. Onunla konuşmak bana huzur veriyordu. Bütün yalnızlığımı, sevincimi, hüznümü onunla paylaşmadan edemiyordum. Ona dair yazılar, şiirler yazıyor, onu hakiki bir dost gibi kalbimde ağırlıyordum. Onun yanındayken ve onunla konuşurken çok huzurluydum. Ağaçların bizim için ne güzel, çeşit çeşit yaratıldığını uzun uzun düşünürdüm.
Kimi yaramaz çocuklar ağaçlara tekme atmaktan, dallarını kırmaktan çok hoşlanıyorlardı. İçimi acıtırdı ağaçlara zarar veren ya da vermek isteyenler. Gücüm yettiğince engel olmak onlara da ağaçları sevdirmek isterdim. Bütün ağaçlar bizim dostumuzdu. Onların incinmesi bizi de incitirdi. Annem en çok ağaçlar yüzünden kavga edeceğimden korkardı. Parkın bekçisi ben olmuştum nerdeyse.
Huzur Parkı, Ladincan ve arkadaşları, kuşlar, güneş yüzlü çocuklar, büyükler hep birlikte nice baharlar gördük, geçirdik. Birlikte çok şarkılar söyledik. Beraber ağladık beraber güldük. Beraber büyüdük.
Bir gün evimizin önünde mavi büyük bir kamyon durdu. Kamyon bu kez ev eşyalarımızla dolmuştu. Bu mahalleden gidiyorduk. Her şey bir yana Ladincan’ımdan nasıl ayrılacaktım? O benim gerçek bir dostumdu.
Kamyon hareket etmek üzereydi. Gözyaşlarımı gizlemeye çalışıyordum. Ladincan’a veda suyunu verdim. Güzel dostum dedim; “ seni unutmak kolay değil, en yakın zamanda küçük bir ladin dikeceğim bahçeme.” Yemyeşil sevgi dolu bakışlarıyla uğurladı beni. Hüzünle sallandı narin dalları.
Sözümde durdum. Yeni evimizin bahçesine küçük Ladincik diktik babamla. Sık sık eski mahallemize uğrayıp Ladincan’ımın mis kokusundan, Huzur Parkı’nın huzurundan nasibimi alıp geçtim.

Zekiye ÇOBAN