Masallar
İYİLİK DERSİ
YUSUF KAĞAN YOLCU
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde var, var iken, yokun yanında can yoldaşı iken; insanlar, kuşlar, kurtlar cümle yaratılmışlar kardeşçe yaşarken, dünya üzerinde adına bereket bahçesi denen bir bağ varmış. Bu bağda aklınıza gelebilecek her meyve yetişirmiş. Üzümden şeftaliye, ayvadan nara kadar o bölgenin ikliminde yetişebilen her meyve. Bu bağın sahibi çevresinde, yaptığı iyiliklerle tanınan Kadir Amcaymış. Bağın kapısındaki tabelada şöyle yazıyormuş: İsteyen herkes meyvelerden dilediği kadar ziyan etmeden, israfa kaçmadan yiyebilir. Cümleye annesinin ak sütü gibi helaldir.
Bağa yolu düşen her canlı nasibini alırmış. Mevsimine göre, olgunlaşan meyvelerden yer, “Her kimin emeği geçti ise Allah razı olsun!” diye hayır dua edermiş.
Bir yaz günü sıcaktan bunalmış, açlıktan ve susuzluktan dili damağı kurumuş bir tavşanın yolu düşmüş bu bağa. Tavşan sulu üzümlerden, ballı incirlerden yiyince kendine gelmiş, bir cevizin koyu gölgesine postu sermiş. Seriş o seriş. Bağı sahiplenip kendisininmiş gibi davranmaya başlamış. Taş atıp kolu yorulmadığı için de yiyip içmekle kalmamış dökmüş saçmış, har vurup harman savurmuş. Daha yaz mevsiminde ayvaya, nara, mandalinaya saldırmış. Baharda olgunlaşmamış karpuzları yemeye durmuş. Bir salkım üzüm yerken gözü diğer bir salkımdaymış. Karnı tok, gözü aç bir tavşan doyar mı? Doymaz. Durum içler acısıymış.
Kursağına bu bağın meyvesi giren kurt kuş, konu komşu Kadir Amca’yla el ele verip bahçeyi tekrar eski günlerine getirmeye çalışırken bir yandan da tavşandan kurtulmanın çaresini düşünürlermiş. Kadir Amca birçok çareye “Hayvana yazıktır. Canını yakmadan bir hâl çaresi bakalım.” diye karşı çıkmış.
Mevsim dönmüş dolaşmış kışa gelmiş. Hani kış da kış olmuş o yıl. Yazdan hazırlığı olmayanlar aç açık kalmışlar. Tavşan; ayvaları, narları yazdan ziyan ettiği, lahanaları, havuçları yetişmeden dağıttığı için bahçede yiyecek namına bir şey yokmuş. Tavşan açlığın pençesine düşmüş, soğuğun kucağında kıvranmaya başlamış. Uzun zamandır bu bağdan çıkmadığı için de nereye gidebileceği hakkında bir fikri yokmuş. Başını ön ayaklarının arasına almış kara kara düşünürken Kadir Amca çıkagelmiş. Elinde bir lahana varmış. Taptaze, kocaman. Tavşan yaptıklarına çoktan pişman olmuş. Başını önünden kaldırıp da Kadir Amca’ya bakmaya cesaret edemiyormuş. Kendisine yapılan bunca kötülükten sonra elinde yemekle gelen adama ne denir? Tavşan pişman ve mahcup susarken lahanayı uzatarak “Buyur!” demiş Kadir Amca, “Afiyet olsun! Sen dersini aldın, bundan gayri senden bize zarar gelmez. Baharda el birliğiyle âbâd ederiz bu bağı.”
YUSUF KAĞAN YOLCU
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde var, var iken, yokun yanında can yoldaşı iken; insanlar, kuşlar, kurtlar cümle yaratılmışlar kardeşçe yaşarken, dünya üzerinde adına bereket bahçesi denen bir bağ varmış. Bu bağda aklınıza gelebilecek her meyve yetişirmiş. Üzümden şeftaliye, ayvadan nara kadar o bölgenin ikliminde yetişebilen her meyve. Bu bağın sahibi çevresinde, yaptığı iyiliklerle tanınan Kadir Amcaymış. Bağın kapısındaki tabelada şöyle yazıyormuş: İsteyen herkes meyvelerden dilediği kadar ziyan etmeden, israfa kaçmadan yiyebilir. Cümleye annesinin ak sütü gibi helaldir.
Bağa yolu düşen her canlı nasibini alırmış. Mevsimine göre, olgunlaşan meyvelerden yer, “Her kimin emeği geçti ise Allah razı olsun!” diye hayır dua edermiş.
Bir yaz günü sıcaktan bunalmış, açlıktan ve susuzluktan dili damağı kurumuş bir tavşanın yolu düşmüş bu bağa. Tavşan sulu üzümlerden, ballı incirlerden yiyince kendine gelmiş, bir cevizin koyu gölgesine postu sermiş. Seriş o seriş. Bağı sahiplenip kendisininmiş gibi davranmaya başlamış. Taş atıp kolu yorulmadığı için de yiyip içmekle kalmamış dökmüş saçmış, har vurup harman savurmuş. Daha yaz mevsiminde ayvaya, nara, mandalinaya saldırmış. Baharda olgunlaşmamış karpuzları yemeye durmuş. Bir salkım üzüm yerken gözü diğer bir salkımdaymış. Karnı tok, gözü aç bir tavşan doyar mı? Doymaz. Durum içler acısıymış.
Kursağına bu bağın meyvesi giren kurt kuş, konu komşu Kadir Amca’yla el ele verip bahçeyi tekrar eski günlerine getirmeye çalışırken bir yandan da tavşandan kurtulmanın çaresini düşünürlermiş. Kadir Amca birçok çareye “Hayvana yazıktır. Canını yakmadan bir hâl çaresi bakalım.” diye karşı çıkmış.
Mevsim dönmüş dolaşmış kışa gelmiş. Hani kış da kış olmuş o yıl. Yazdan hazırlığı olmayanlar aç açık kalmışlar. Tavşan; ayvaları, narları yazdan ziyan ettiği, lahanaları, havuçları yetişmeden dağıttığı için bahçede yiyecek namına bir şey yokmuş. Tavşan açlığın pençesine düşmüş, soğuğun kucağında kıvranmaya başlamış. Uzun zamandır bu bağdan çıkmadığı için de nereye gidebileceği hakkında bir fikri yokmuş. Başını ön ayaklarının arasına almış kara kara düşünürken Kadir Amca çıkagelmiş. Elinde bir lahana varmış. Taptaze, kocaman. Tavşan yaptıklarına çoktan pişman olmuş. Başını önünden kaldırıp da Kadir Amca’ya bakmaya cesaret edemiyormuş. Kendisine yapılan bunca kötülükten sonra elinde yemekle gelen adama ne denir? Tavşan pişman ve mahcup susarken lahanayı uzatarak “Buyur!” demiş Kadir Amca, “Afiyet olsun! Sen dersini aldın, bundan gayri senden bize zarar gelmez. Baharda el birliğiyle âbâd ederiz bu bağı.”


