Gonca Arşiv
Eylül 2010
GONCA
GONCA
Mustafa Caner ÇETİN
Antakya / HATAY
KARNE GÜNÜ
Bugün karne alıyoruz
Hep neşeyle doluyoruz
Bugün karne günü
Çocukların düğünü
Karnesi iyi olan,
Pek sevinmeli.
Karnesi iyi olmayan
Çok üzülmemeli
Karnesi kötü olan
Kurtarırım deyip
Geçmemeli çalışarak
Üstün gayret göstermeli
Büşra Nur EĞERCİ
KEDİ
Kedidir benim adım
Fareleri kovalarım
Benden kaçarlar
Yuvalarına koşarlar
Dostuyum insanların
Süte bayılırım
Ben bir kediyim
İnsanları severim
Haşim ORUÇ
CANIM ANNEM
Benim canım anneciğim
Ellerinden öpeyim
Yanaklarını seveyim
Ben senin iyiliğini isterim
Evimizin baş tacı
İyilikler hakanı
Huzur dolu her yanı
Ne güzeldir onun adı
Beni çok seversin
Yanaklarımdan öpersin
Hiç beslemezsin kin
İyilikler belki bin belki on bin
Beni dünyaya getiren
Sürekli beni seven
Ailemizi mutlu eden
Benim canım anneciğim
Evimizin prensesi
Bülbül gibidir sesi
Pamuktandır güzel eli
Her zaman sever beni
Evimize neşe verir
Kötülükler onunla erir
Ben sevinince sevinir
En güzel şey kalbidir
Haşim ORUÇ
23 NİSAN NEŞELERLE
Çocukların mutlu günü
Dünya tanır Türk’ü
Çocuklardan gider üzüntü
İnsan unutur hüznü
Nisan ayının 23’ü
Her yerde sevinç günü
Söylenir sevinçle şiir türkü
Çocuklar neşeyle yürüdü
Atatürk TBMM’ni kurdu
Düşmanlar bundan korktu
Kötülerin plânları bozuldu
Ve insanlar sevinçle sokaklara koştu
Bütün dünya kardeşlik içinde
Umut her çocuğun kalbinde
Türk çocuğu bütün dünyanın dilinde
23 Nisan kutlandı neşelerle
Bahar ATAYEWA / AŞGABAT
SEVGİLİ ÖĞRETMENİM
Sabahleyin en erken
Yataktan kalkan benim
Okuluma koşarken,
Günaydın öğretmenim.
Her zaman seversiniz,
Bize umut verirsiniz,
Çalış, öğren dersiniz
Sevgili öğretmenim
Bu yurdun kızı oğlu
Tuttuk en aydın yolu
Kalbim sevgiyle dolu
Hayatım öğretmenim
Severek sayıyorum
Üzmemek istiyorum
Geçiyor böyle günüm
Biricik öğretmenim
ANNEM
Şeyma Sueda BAYAT
Sen bir meleksin
Sen bir çiçeksin
Eğer sen solarsan
Ben de solarım inan
Benim dünyamsın
İçecek suyum, gıdamsın
Varlığım, hayat gayemsin
Rabbim uzun ömürler versin.
Annem annem güzel annem
Hayatım, canım, bir tanem
Yavrun olmak ödüldür bana
Ne olur yanımdan ayrılma
Büşra SONAY
ÜMMETİNİN GÜLÜ
İsimlerin en güzeli
Verildi O'na doğduğunda
Melekler büyük bir aşkla
Bağlandılar O'na
Medine'nin Gülü, İslâm güneşi oldu
Yanan bencillik ateşi sönmeye yüz tuttu
Kin, nefret, öfke, intikam alma
Artık O'nun gelişiyle haram oldu
Hayat buldu ayağının bastığı toprak
Sel gibi aktı su içtiği ırmak
Yürüdü dağlar, taşlar O'nu selamlayarak
Resûl'ün gelişiyle kâinat can buldu
Yıllar geçti, ümmetinin gülü soldu
Keder bulutları göğü tuttu
O'nun sesiyle hayat bulan yetimler
Nebi'nin gidişiyle konuşmayı unuttu
Sena Nur GÜNGÖR
DEĞERLİ BABACIĞIM
Evimizin reisi
Mutluluğumun kaynağı
Neşesidir evimizin
Canım babacığım
Büyürken beni
Oynatıp eğlendirdin
Canını incittin hep
Ailemizin rahatı için
Evimizde, her yerde
Işığım sensin
Yanımda olup
Hayatı öğrettin
Yazmada, okumada
Bana destek verdin
Mutluyuz seninle
Değerli, kıymetli babacığım
Şule Vildan DURMUŞ / İSTANBUL
RAKAMLARSIZ RÜYA
Afacan mı afacan ama çok zeki bir çocuk varmış. İsmi küçük Ahmet’miş. Bütün dersleri sever ama matematikten nefret edermiş. Bunun sebebi rakamların hepsinin aynı olduğunu ve sadece değişik yerlerde karşısına çıktığını üstelik hiçbir işe yaramadıklarını düşünmesiymiş.
Matematik dersinin ödevlerini başkalarına yaptırıyor, bundan dolayı da bu dersten bir türlü başarılı olamıyormuş. Ne yapıp edip bu dersten kurtulması gerektiğini düşünüyormuş. Ne kadar sıkıcı şu rakamlar olmasa, yok yok hatta matematik olmasa hayat sanki çok daha zevkli olabilirdi diye düşünüyormuş. Bu düşünceler kafasından geçerken uykusu gelmiş ve uykuya dalmış.
Rüya görmeye başlamış uykuya dalar dalmaz. Rüyasında rakamları sevmeyen çocukların bulunduğu bir ülkeye misafir olmuş. Ve çok mutlu olacağını düşünmüş. Çünkü orada herkes onun gibi düşünüyormuş. Ama ülkeye adımını atar atmaz onu gariplikler yakalamış, nasıl mı? Hep beraber görelim:
Saati merak etmiş ve bakmış. Oda ne? Rakamlar yokmuş. Akrep ve yelkovan boş bir alanda öylesine dönüyormuş.
— Aman boş ver, saati bilmesem de olur, demiş.
Bir grup çocuk görüp yanlarına yaklaşmış. Onların oyunlarına o da dâhil olmuş ama oynarken ayakkabısı yırtılmış.
— Aman, demiş. Ne olacak gider yeni bir ayakkabı alırım.
Ve hemen ayakkabı almaya kocaman bir mağazaya gitmiş. Hem ayakkabı alırım hem de alışveriş yaparım diye düşünmüş. Mağaza çok büyükmüş ve bin bir çeşit ayakkabı varmış içeride. Ama numaraları yokmuş bu ayakkabıların. Hepsi de birbirine benziyormuş. Aman Allah’ım ayağıma uygun ayakkabıyı nasıl bulacağım, numaralar da yok bunları tek tek denemek çok vaktimi alır ve bu çok sıkıcı diye düşünmüş.
— Neyse, demiş. Büyük de olsa bir tane alacağım.
Sonra da büyük numaralı bir ayakkabıyı almış ve kasaya gidip parasını ödemek istemiş.
O da ne? Rakamlar olmadığı için para geçmiyormuş bu ülkede. Ne vereceğini şaşırmış çünkü yanında parasından başka bir şey yokmuş. Ve ayakkabı alamadan çıkmış mağazadan.
Bir süre sonra ailesini özlemiş ve onlara ulaşmak istemiş. Artık annesinin, babasının, kardeşinin bir de biricik kedisi Tekir’in sesini duymak istemiş. Hemen telefona sarılmış ve ezbere bildiği telefon numaralarını tuşlamaya başlamış. Aman Allah’ım o da ne? Telefonda numaralar yokmuş. Rakamsız ülkede rastgele tuşlara basıyor bir türlü ailesine ulaşamıyormuş.
— Neyse ben de telefon açmak yerine evime giderim, diye söylenmiş.
Eve gitmek için bineceği otobüsü aramaya başlamış. Küçük Ahmetlerin evine 125 no’lu otobüs gidiyormuş. Ama bu ülkede rakamlar olmadığı için otobüsünü bir türlü bulamamış. Yardım istemiş etraftan ama onların söylediği rakam yerine kullanılan şeyleri anlayamıyormuş.
Sağa sola koşmuş ve her tarafta rakam aramaya başlamış. Etrafındaki tablolara, evlere, iş yerlerine, araba plakalarına bakıyor rakamları görmeye çalışıyormuş. Bulamadıkça da daha bir telaşlanıyormuş.
— Ne olur artık gelin. Siz olamadan bir şey yapamıyorum, evime de gidemiyorum. Rakamlaaaaaaaar, geri geliiiiiiiiiin, sizi çok seviyoruuuuuuuuuuum, bir daha sizi üzmeyeceğiiiiiiiiiiiim, diye bağırırken annesi seslenmiş:
— Ahmet! Hadi uyan oğlum saat yedi!.
Küçük Ahmet, yatağından fırlayarak kalkmış, terler içindeymiş. Hemen saatine bakmış, rakamlar yerli yerindeymiş. Artık rakamların olduğu ülkeye yeniden dönmüş. Meğer onlar olmadan hayat ne kadar zormuş. Yaşadığı şeylerin bir rüya olduğunu fark etmiş. Ve çok mutlu olmuş. O günden sonra da matematiği ve rakamları çok sevmiş, en yakın arkadaşları da rakamlar olmuş.




