Gonca Arşiv

Gezgin Abi / Şanlıurfa'da
Gonca Dergisi

Ocak 2012
NEREDE KALMIŞTIK?
Merhaba dostlar! Epey zamandır ayrıyız. Bunun farkındayım. Hemen kızmayın bana olur mu? Çünkü haklı nedenlerim var. Ama onları anlatarak üç satırcık yerimi daraltmaya niyetim yok! Hatırlıyorum, bir vakit, gitmeden tanıtmıştım Urfa'yı. Gezip görerek tanıtmak bu güne nasipmiş.

TAKTIM MAKİNEMİ BOYNUMA ÇIKTIM URFA YOLUNA!
Ağarmakta olan bir İstanbul sabahını ardımda bırakıp çıktım Urfa yoluna. GAP Havaalanına indiğimde saat dokuz sularıydı. Davet sahipleri, uçağın konforunu aratmayan okul servisiyle almaya gelmişlerdi beni. Uçakta, yarım metre karelik alana konserve balıkları gibi sıkışıp kaldıktan sonra 19 koltuğun 18'inin benim olması güzel şeydi. Bizi şehre ulaştıracak yola çıkınca bir şey dikkatimi çekti: Urfa'nın ağaca ihtiyacı vardı. Hem de çok ağaca. Hiç vakit kaybetmeden Sadettin Abime, "Gonca'nın fidan kampanyasında bu şehri şenlendirelim mi?" dedim. Yüzündeki gülümsemeyi görmeliydiniz.

AH NAR BAHÇELERİ!
Girdiğimiz ilk yerleşim yeri, Karaköprü. Burası, on sene öncesine kadar Urfa'nın, hatta Güneydoğu Anadolu bölgesinin nar ihtiyacını karşılayan bahçelerle doluymuş. Yazık ki yüzlerce yıl narçiçekleriyle süslenen bu bahçeler artık kooperatiflerle, sitelerle dolu. Servis şoförümüz, "Yazık oldu Hasan Ahmet Hocam yazık!" deyince, birbirimize bakıp susarak geçtik nar bahçesi hayalinin içinden.

SADETTİN HOCA!
Yolculuk boyunca mihmandarım, rehberim okulumuzun en yakışıklı öğretmeni Sadettin Hoca! Sadettin Abi, önceleri çok üzülmüş tayini Urfa'ya çıkınca. Şimdiyse hâlinden pek memnun. Servisin tavanı olmasa, havalara uçacak bana mutluluğunu anlatırken. İnsanın hizmet ettiği yeri sevmesi, Allah'ın insana çalıştığı yeri sevdirmesi ne güzel!

FISTIK
Eski nar bahçeleri ardımızda kalınca, sağlı sollu uzanan fıstık ağaçlarına ulaşıyoruz. Kimseye hissettirmeden bir dua ediyorum burada:" Allah'ım!" diyorum, "Buraları olsun ağaçsız bırakma." Duama noktayı koymadan Ömer Kaptan giriyor araya. "Hocam bizim de bahçemiz var burada. Bak bak, şu sağdaki. Mavi kulübeli! Ah mevsiminde gelecektiniz ki!" "Olur be Ömer Abi." demekten başka söyleyecek söz bulamıyorum. Nasip. Kim bilir.

İŞTE URFA
Nihayet, "Urfa'nın kutsal topraklarına girdik!" Bu ses rehberime ait. Yaşa Sadettin Abi! Bak yazarken bile güldürdün beni. Allah da seni güldürsün emi! Sadettin Abi, buraya tayin olur olmaz kolları sıvamış, iyisinden bir Urfa rehberi olmuş. Onun için ne sorsam cevaplıyor. Şehir merkezine yaklaştıkça sevindirici bir şey oluyor. Şehrin rengi değişiyor. Sarıdan yeşile dönüyor. Yol boyunca uzanan top akasyalar, portakal çiçekleri şehrin merhabacıları. Hatta yer yer püf çiçekleri bile var.

EĞİTİM ŞEHRİ
"Urfa bir eğitim şehri Hasan Ahmet Abi! Dünyanın en eski üniversitesine ev sahipliği yapıyor." diyor Sadettin Abi. Sözünü kaptan kesiyor: "Hocam! Burası Abide Meydanı." Âbide'nin a'sını o kadar kısa söylüyor ki, neredeyse a'dan geriye hiçbir şey kalmıyor. İlahi kaptan!
Urfa'da iki okula uğrayacağım vaktim yeterse. Birincisine giderken, ikincisinin yanından geçiyoruz: Ömer Türkmen İlköğretim Okulu. Ben sormadan izah ediyor rehberim. Ömer Türkmen, uzun yıllar Urfa'da hizmet etmiş bir öğretmenmiş. Allah razı olsun, Urfalı kardeşleri vefalarını en güzel şekilde göstermişler Türkmen?e.

İŞTE ÇAĞLAYAN
Sırasıyla hasırcıları, ziraî ilaç dükkânlarını, gübrecileri geçip uzaktan uzağa gideceğimiz okulu görüyoruz. Çağlayan İlköğretim tam karşımızda. Okulun bulunduğu yer yirmi yıl öncesine kadar at koşturulan bir hipodrommuş. Çok sosyetik bir hipodrom olmasa da Urfa halkına atlarını yarıştırması için yetiyormuş. Söz konusu arazi üzerine kurulan okulda, şimdi geleceğe koşan öğrenciler yarışıyor. Bu bana pek mânidar geldi.

PROGRAM BAŞLIYOR
Okul kapısında, cıvıltılı bir kalabalık karşılıyor beni. Ellerinde kendilerini güzelleştiren çiçeklerle. Sevincimden elim ayağıma dolaşıyor. Dudaklarımdan kımıl kımıl şükür cümlecikleri dökülüyor: "Allah'ım, beni bu güzel kardeşlerimden hiç ayırma!" Karşılama merasiminden, kahvaltı salonuna geçiyoruz. Okul öğretmenleriyle aynı sofraya diz kırıp, karnımızı bir güzel doyuruyoruz. "Elhamdülillah!" deyip kalktığımızda, hop konferans salonundayız. İkinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı sınıfta okuyan kardeşlerimizle bir güzel söyleşi yapıyoruz. Onlar memnun ben memnun ayrılıyoruz salondan. Meğer Gonca'yı ne kadar iyi takip ediyorlarmış bu kardeşler. Sordukları sorularla beni epey terlettiklerini söylememe bilmem gerek var mı?

Pasta
Söyleşiden sonra, Mustafa Ceylan Hocanın sınıfında buluyorum kendimi. Meğer Gezgin Abilerinin geleceğini duyan bu afacanlar, kendilerine özel bir paragraf koparabilmek için pasta yaptırmışlar annelerine. Atiye, Merve, Eslem bu planın başını çeken şekerler. Sözü uzatıp diğer kardeşlerimizi kıskandırmayalım. Sıra arkadaşım Süeda'nın bana pastanın en güzel yerini ikram ettiğini, benim de pastanın hakkını verdiğimi söyleyip geçelim.

DİKKAT! YERİMİZ DARALIYOR
Okul dağıldıktan sonra, uçağımın kalkacağı saate kadar olan zamanı Halit Hoca rehberliğinde Urfa'yı gezerek değerlendiriyoruz. Halit kardeşim Urfalı. Dolayısıyla şehre dair hemen her ayrıntıyı biliyor. Onun eksik bıraktığı yerleri Mustafa Ceylan kardeşim tamamlıyor. Taziye evlerini, Hz. İbrahim'in makamını, Hz. Eyyub'un mağarasını, kuyusunu, Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin ilk kabrini, Balıklı Göl'ü, Urfa Kalesini bu şekilde bir bir dolaşıyoruz.

Urfa Kalesi'nin hemen eteğinde, dünyaca meşhur Balıklı Göl ve onun bitişiğinde de Halilurrahman Camii bulunuyor. İçinde kayıklarda dolaşılabilen gölün kenarı, fıskiyeli havuzlarla süslü. Eğer kendinizi bu güzel manzaradan alıp da yürümeye başlıyor ve Ulucami, Hasanpaşa Camii, Hz. İbrahim Peygamberin makamı Rızvaniye Camii, Eyüp Camii, Tarihi Urfa Evleri ve Kent Müzesi gibi birbirinden güzel mekânları dolaşıyoruz.

VE DÖNÜŞ
Bunca güzel insanı ve mekânı ardımda bırakarak İstanbul'a dönmek çok da kolay olmadı. Ama ne yaparsınız, her gidişin bir dönüşü oluyor. Bakalım dönmek üzere daha ne şehirlere ne okullara gideceğiz. Hoşça kal Şanlıurfa, hoşça kal Çağlayan İlköğretim Okulu, hoşça kal Ömer Türkmen İlköğretim Okulu!

ÇAĞLAYAN'IN ENLERİ
En karizma öğretmen: Abdullah Demir / En uyumlu sınıf: 5-C / En kibar öğretmen: Hülya Hanım / En nezaketli öğretmen: Fatma Hanım / En çalışkan öğretmen: Çağlar Küpeli / En meşhur öğrenci: Sena Saraç / En şeker öğrenci: Mahmut Suyun

MIŞMİŞMUŞMÜŞ!
Fatih Urfalıoğlu bir gün Gonca'nın editörü olursa, dergiye üç boyutlu fotoğraflar koyacakmış. / Mustafa Şergi, istediği yere ışınlanma imkânı bulursa, Cennete gidecekmiş. / Muhammet Burak Gültekin, ailesiyle kesintisiz bir gün geçirecek olursa, akşama kadar kelime oyunu oynayacakmış. / Cahit Canözer, okulunun müdürü olursa bütün talebeleri yurt dışı gezisine götürecekmiş.

YAPMADAN DÖNME!
Çiğ köfte yemeden, Harran'ı görmeden, Mırra içmeden, Atatürk Barajı'nı gezmeden, Balıklı Göl'de dolaşmadan, Kelaynakları gözlemeden?

ŞANLIURFA İÇİN
www.sanliurfa.gov.tr, www.sanliurfa.bel.tr, www.sanliurfakulturturizm.gov.tr

SON BİR RİCA
Şanlıurfa böyle. Peki ya sizin yaşadığınız iller, ilçeler, kasabalar, köyler nasıl? Bakın sizinle bir anlaşma yapalım ve bundan böyle bana yaşadığınız yerleri anlatan mektuplar gönderin. Ben de beğendiğim birkaç mektubu, isimlerinizle, bu köşede yayımlayayım. Bir de... İlk olarak, en çok mektup gönderen okulu ziyaret edeyim. Sizce de güzel olmaz mı? Haydi, o zaman! Mektuplarınızı Gezgin Abi, Bulgurlu Mahallesi, Bağcılar Caddesi, Numara 1, Üsküdar/İstanbul adresine gönderebilirsiniz. Sabırsızlıkla bekliyorum. Hoşça kalın.