Gonca Arşiv
Ocak 06
Hasan Ahmet GÖKÇE
Hasan Ahmet GÖKÇE
BARIŞ / Burkay ALGÜL
Bütün dünya kardeştir
Eski düşmanlar olsa da
Barış içinde yaşamalı milletler
Çünkü barış güzel şey
Savaşa son versin insanlar
Savaşa son vermek demek barış demek
Bütün dünya barış içinde yaşamalı
Çünkü barış güzel şey
BARIŞ / Burkay ALGÜL
Bırakın savaşları,
Kavuşun barışlara.
Renkleri ve zevkleri,
Bırakın çocuklara.
Renkler ve zevkler,
Çocuklara kalsın.
Savaşlardan kurtulup,
Barışa koşalım.
OKUMA / Gökhan KUÇET
Nasıl bir şeydi okuma
Hiç bilmiyordum kaynağını
Çoktan okumam lâzımdı bir bakıma
Yeni fark ettim okumanın tadını
Kitabımı bitiriyorum
Uzun uzun düşünüyorum
Tekrar elime bir kitap alıp
Okumaya başlıyorum
Kitap okumayan bir insan
Temelsiz duvara benzer
Kitabı olmayan bir insan
Meyvesiz ağaca benzer
Renkler / Baran Nuri GÜNEŞ
Kainatın efendisi Yüce Peygamber
Sanki mahşer her yeri kaplıyor hüsran
Doğan güneş batan ay
Gül peygamberi geliyor kollarını aç
Dünya O’na muhtaç koparken kıyamet
Namazla müjdelendirildiği gündür Miraç
Dünya bugün peygamber sevgisine muhtaç
Gül peygamberi geliyor kollarını aç
Yeryüzü cennet oldu bir anda
Tanımadı babasını gözlerini açtığında
63 yıl bir rüya gibi gelip geçti
Gül peygamberi geliyor kollarını aç
KIŞIN ORTALARIYDI / Merve ARMAĞAN
Kışın ortalarıydı. Hava soğuktu ve dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. Eee, haliyle de çocuklar mutlu bir şekilde karla oynuyorlardı. Ama Ayşe Hanımın çocukları öyle değildi. Babaları öldüğünden beri kuru ekmek ve soğana bile hasret kalmışlardı.
Ayşe Hanım yine uyuttu çocuklarını akşama yemek bulacağım diyerek. Artık hem çocuklar hem de Ayşe Hanım alışmıştı bu duruma. Çünkü Ayşe Hanım her zaman aynı şeyi yapıyordu. Yani yemek bulacağım diye gidiyordu, fakat eli boş dönüyordu. Yine çıktı evinden. Çıktı ve umutsuzca yürümeye başladı. Birden karşısına irice bir adam çıktı. Korktu, ama sonradan bu adamın korkulacak biri olmadığını anladı. Bu adam o kadar soğuk görünmesine rağmen çok tatlıydı. Bu adam bir “kardan adam”dı. Birden Ayşe Hanımın gözü kardan adamın burnuna takıldı. Bu adamın burnu havuçtandı. Hemen adamın burnunu aldı. Sonra aklına parlak bir fikir geldi. Bütün sokakları dolaşacak ve kardan adam burnu toplayacaktı. Sokak sokak dolaştı Ayşe Hanım. Bütün burunları topladı. Sevinçten havalara uçacaktı neredeyse. Bu havuçlarla çocuklarını en azından bir gün doyurabilecekti. Vakit kaybetmeden çocuklarının yanına gitti. Çocuklar çok şaşırmıştı. Uzun zamandır anneleri ilk defa yiyecek getiriyordu. Çocuklar kaç gündür bir şey yememenin acısını burunlarla yani havuçlarla çıkardılar. Öyle büyük bir iştahla yiyorlardı ki sanki Allah havucu burun yapan çocuklardan da toplayan annemizden de razı olsun der gibiydiler.
Sabah uyanan çocuklar hemen kardan adamlarına bakmışlar. Tabii ki kardan adamlarının burunlarını göremeyince üzülmüşler. Ama eminim ne kadar büyük bir hayra vesile olduklarını bilselerdi üzülmezlerdi. Bu arada, Ayşe Hanımın gördüğü ilk kardan adama ne mi oldu? Sabah erkenden doğan güneş onu eritti. Ama o burnunun ne kadar güzel bir işe yaradığının sevincindeydi. Haklıydı da. Siz olsanız sevinmez miydiniz?
Kışın ortalarıydı. Hava soğuktu ve dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. Eee, haliyle de çocuklar mutlu bir şekilde karla oynuyorlardı. Ama Ayşe Hanımın çocukları öyle değildi. Babaları öldüğünden beri kuru ekmek ve soğana bile hasret kalmışlardı.
Ayşe Hanım yine uyuttu çocuklarını akşama yemek bulacağım diyerek. Artık hem çocuklar hem de Ayşe Hanım alışmıştı bu duruma. Çünkü Ayşe Hanım her zaman aynı şeyi yapıyordu. Yani yemek bulacağım diye gidiyordu, fakat eli boş dönüyordu. Yine çıktı evinden. Çıktı ve umutsuzca yürümeye başladı. Birden karşısına irice bir adam çıktı. Korktu, ama sonradan bu adamın korkulacak biri olmadığını anladı. Bu adam o kadar soğuk görünmesine rağmen çok tatlıydı. Bu adam bir “kardan adam”dı. Birden Ayşe Hanımın gözü kardan adamın burnuna takıldı. Bu adamın burnu havuçtandı. Hemen adamın burnunu aldı. Sonra aklına parlak bir fikir geldi. Bütün sokakları dolaşacak ve kardan adam burnu toplayacaktı. Sokak sokak dolaştı Ayşe Hanım. Bütün burunları topladı. Sevinçten havalara uçacaktı neredeyse. Bu havuçlarla çocuklarını en azından bir gün doyurabilecekti. Vakit kaybetmeden çocuklarının yanına gitti. Çocuklar çok şaşırmıştı. Uzun zamandır anneleri ilk defa yiyecek getiriyordu. Çocuklar kaç gündür bir şey yememenin acısını burunlarla yani havuçlarla çıkardılar. Öyle büyük bir iştahla yiyorlardı ki sanki Allah havucu burun yapan çocuklardan da toplayan annemizden de razı olsun der gibiydiler.
Sabah uyanan çocuklar hemen kardan adamlarına bakmışlar. Tabii ki kardan adamlarının burunlarını göremeyince üzülmüşler. Ama eminim ne kadar büyük bir hayra vesile olduklarını bilselerdi üzülmezlerdi. Bu arada, Ayşe Hanımın gördüğü ilk kardan adama ne mi oldu? Sabah erkenden doğan güneş onu eritti. Ama o burnunun ne kadar güzel bir işe yaradığının sevincindeydi. Haklıydı da. Siz olsanız sevinmez miydiniz?
2015’te ESKİŞEHİR / M. Berdan USTA
Rüyamda modern bir şehir görüyordum. Etrafımdaki insanlara bu şehir hangi şehir diye sorduğumda hepsi Eskişehir diyorlardı. Oysa Eskişehir 2005 yılında hiç de o kadar modern değildi. Porsukta feribot yüzmüyordu. Çok az sayıda sinema vardı. Hele hırsızlık kapkaççılık deseniz almış başını gitmiş nerdeyse her gün 50’ye yakın hırsızlık ve kapkaççılık oluyordu. Hiç kimse tiyatrolara sinemalara gitmiyordu. Ama 2015’teki Eskişehir’de ise Porsukta feribotla gezebiliyorsun. Sinemalara ve tiyatrolara büyük ilgi gösteriliyor. Basketbol sahaları arttırılıyor ve basketbol maçları Eskişehir’de yapılıyor. Polisler hırsızlık ve kapkaççılığı azaltıyorlar. Eskişehir’deki bütün fabrikaların bacalarına filtre takıyorlar, arabalar da yeşil motor sistemine geçiyorlar ve Eskişehir bir teknoloji şehri oluyor. Rüyam bitiyor, uyanıyorum. Uyandığımda saat 08.30’du ve servisim kaçmıştı.




