Gonca Arşiv

Resimlerin Dilinden
Zülker MEYDAN

Mayıs 2003
Nurbanu YILDIRAR

Kalemimi, boyalı kalemlerimi, fırçamı ve sulu boyamı masamın üzerine diziyorum. Sonra baharın resmimi çizmeye başlıyorum.
Kağıdımın sol üst köşesine bir güneş çiziyorum. Güneş sarı olmalı, onu sarıya boyuyorum. Artık bir güneşim var. Şimdi, önünden ırmak geçen evimi, evimi diğer evlere bağlayan köprüyü yapmaya geldi sıra. Evimi çevreleyen bir çit olmalı. Çiti çiziyorum, köşesini yapmak zor oluyor. Köşedeki çizgiler üst üste biniyor. Koyunlar, kuzular bu çitin dışında kalmalı; ama tavuklar mutlaka civcivlerini peşine takmalı ve evin bahçesinde dolaşmalı. Civcivleri sarıya boyarım. Onlar güneşin altında parlar, anne tavuğu kiremit rengine boyamam gerekir. Kiremit rengi boyayı tutturmak da zor ya, neyse?
Irmağın üstüne yaptığım köprüyü siyaha boyuyorum. Kenarına korkuluk yapıyorum. Üstünden geçerken suya düşmeyelim diye. Irmağı maviye boyuyorum. Sonra gökyüzünü hatırlıyorum. Onu da parlak, açık maviye boyuyorum. Uzun uzun bakıyorum. İnsan nasıl da rahatlıyor maviye bakınca. Şimdi kendimi daha iyi hissediyorum.
Evimin arka tarafına bir dağ düşünüyorum. Dağları her zaman kahverengiye boyarım. Oysa, gördüğüm dağlar hiç de kahverengi değil. Siyahı var, bozu var, grisi var; ama benim bütün dağlarım kahverengi. Çizdiğim dağın ırmağa gelen kısmını inişli çıkışlı yapıyorum. En önde de evimin bulunduğu hafif düzlüğü yeşile boyuyorum. Bahar gelmiş ya, yeşil otlar her tarafı bir halı gibi kaplamıştır artık.
Evimin bacasına bir leylek yuvası yapıyorum. Geldiğinde yeri hazır olsun diye. Sonra ağaçlar düşünüyorum; gölgesinde oturacağım, dinleneceğim ağaçlar? Ağaçların biraz ilerisinde bir çoban çiziyorum. Önünde birkaç koyunu ve koyunların kuzuları olmalı.
İçimdeki bahar coşkusunu bir türlü resmime yansıtamıyorum. Neyi denesem, beğenmiyorum, hep bir şeyler eksik kalıyor. Tamamladım derken, tekrar başa dönüyorum. Renkleri istediğim gibi tutturamıyorum. Kiremit için hangi rengi daha fazla kullanmalıyım, bir türlü bulamıyorum. Ne zor iş. Vakit öğlene yaklaşıyor. Masadan kalkıyorum. Pencerenin önüne geçip dışarıyı seyrediyorum.
Ağaçlar ne kadar güzel çizilmiş, hiçbir yerinde eksiklik yok. Ağaçların etrafı yemyeşil, rengârenk çiçekler birer desen gibi süslemiş manzarayı. Kuşlar büyük bir coşkuyla baharın şarkısını söylüyor. Belki tabiata bu güzelliği veren yaratıcıya teşekkür ediyor. Tavukların tüyleri parlak parlak, her civciv bir güneş gibi parlıyor. Ne güzel de geziyorlar.
Ben de annemden izin alıp dışarı çıkıyorum, ağaçların arasında şarkılar söylüyor, koşuyor, oynuyorum. İçimden, bu tabloyu kusursuz bir şekilde önüme seren Allah?a teşekkür ediyorum. Ona yaraşır bir kul olmak için büyük bir istek duyuyorum. Çizeceğim resmi çoktan unuttum, börtü böceğin sesi, çiçeklerin kokusu, hafif hafif esen bahar rüzgârıyla mutluluğun resmine katılıyorum.