Gonca Arşiv
Temmuz 06
Hasan Ahmet GÖKÇE
Hasan Ahmet GÖKÇE
ANNE / HATİCE KÜBRA TIĞLI
Sevginin bir tanımı da anne
Hiç karşılık beklemeden
Çocuğunu sevip, saklayan gönlünde
Fedakârlığın adı anne
Uykusuz gecelerde
Sabaha kadar yavrusunun başında
Mutluluğun tadı anne
İyi günde, kötü günde
Yuvamızda hep güler yüzle
Dünyanın en güzel kokusu anne
Sarılınca boynuna, yatınca göğsüne
Misler kokar onun teninde
Hayatın anlamı anne
Yokluğunu düşünemediğimiz
O hep var geleceğimizde
Çocuğun tek varlığı anne
Canı, cananı, dayanağı
Kötü günde sığındığı limanı
Gönlümün sultanı anne
O başımızın tacı Dünyada ve ahrette
Hakkını helal et gireyim Cennete
Elleri doya doya öpülesi anne.
SENİN KADAR İYİ / İBRAHİM ÖZALAY
Senin kadar iyi
Senin kadar fedakâr
Senin kadar dost
Ben görmedim anne
Sen benim kalbimsin
Sen benim her şeyimsin
Sen benim yüreğimsin
Canım annem, güzel annem
YAYLA MACERASI/ HAMİT İNCİDELEN
Çolakağa Köyü, yazları çok sıcak olurdu. Bunun için köylüler her haziranda yaylaya taşınıp, yazı orada geçirirdi.
Çünkü yayla daha serindi.
Arada bir sıcaklık erken gelirdi. O zamanlar Mayıs ayında yaylaya çıkılırdı.
Bu yıl da öyle olmuştu. Emre ve ailesinin yaylada küçük bir evi vardı. Emre’nin annesi Ayşe Hanım, Hatice Hanımın evinde sohbet ederlerken, Ayşe Hanım:
- Bu yaz çok sıcak olacak. Çabuk hazırlanmalıyız, dedi
Emre, hemen eve koştu. Amcasının şehirden getirdiği, deri topu bavuluna koydu. Ardından çamaşır, çorap gibi eşyalar aldı. Bavul ağzına kadar dolmuştu. Ama daha koyacağı şeyler vardı. Emre’nin aceleyle evden çıktığına şaşıran Ayşe Hanım, Hatice Hanım’dan izin aldı. Emre’nin ardından eve gelip, odasına girdi. Emre’yi
bavulun başında beklerken buldu. Emre arkasında birinin olduğunu fark edip arkasına baktığında annesini gördü.
Annesine:
- Anneciğim yaylaya gitmek için bavulumu hazırlıyordum. Bavul ağzına kadar doldu, ama benim daha koyacak eşyalarım var, dedi. Ayşe Hanım:
- Bir de ben bakayım şuna, dedi. Bavula baktıktan sonra bir kahkaha attı.
Emre ne olduğunu anlamamıştı. Emre:
- Anne niye gülüyorsun, dedi. Annesi:
- Oğlum şimdi bu topu çıkaralım bakalım. Hııım! Tamam, işte şunu da çıkardık mı? Bak ne güzel oldu. Emre:
- Teşekkürler anneciğim ama ben bu topu nereye koyacağım?
Ayşe Hanım:
- Onu da poşete koyarız yavrum, dedi. Artık bavul
hazırdı. Artık yaylaya gidebilirlerdi. Emre’nin babası askerde şehit olmuştu. Onun için Emre’nin ailesi muhtarla birlikte yaylaya gidecekti. Yaylaya geldiklerinde hemen eşyaları eve taşıdılar. Ondan sonra Emre top oynamak için dışarıya çıktı. Emre’nin topuyla oynuyorlardı. Bir ara Ayşe Hanım pencereye çıkıp:
- Oğlum! Çabuk içeri gel, dedi. Emre arkadaşlarına:
- Ben az sonra geliyorum siz devam edin, dedi.
Emre az sonra içeriye girdi. Ayşe Hanım ona bir şey söyledi. Emre, dışarıya çıktığında arkadaşları bir kenarı çekilmiş oturuyorlardı. Emre ilk önce bir şey anlamadı. Ondan sonra sordu. Hasan söze başladı:
- Top oynarken karşı taraf gol attı buna Yusuf çok sinirlendi.
Topa sertçe vurdu top da uçurumdan aşağı gitti.
Top oradaki taşlara çarparak patladı. Emre buna çok üzüldü.
İlk günden topu patlamıştı. Artık neyle oynayacaklardı?
Emre eve girdi. Annesine her şeyi anlattı. Annesi ona dedesine gidebileceğini söyledi. Bu fikir Emre’nin aklına
yattı. Hem belki dedesi ona göre bir oyun biliyordur diye düşündü. Hemen dedesinin yanına gitti. Dedesi ona:
- İstersen sana salıncak yapalım, dedi. Ben de kabul ettim. Dedem çevik elleriyle hemen bir salıncak yaptı.
Minder yerine oyuncak atımı koydu onun üstüne bineceğimi söyledi. Ondan sonra salıncağı ağaca bağladı. Emre salıncağa bindi. Ama Ayşe Hanım’ın az önce önüne bir tas süt koyduğu tekir kedi bu oyuncağı gördükten sonra süte içmek istemiyormuş gibi baktı. O da bu oyuncağa atladı. Bu oyuncak çok hızlıydı kedicik korktu ilk başta.
Ama sonra alıştı. Hepsi birden sallanıyordu. En garibi ise bir horoz “ü ürü üüüü” diye bağırmayı unutmuş vaziyette bu tuhaf üçlüye bakıyordu...
İKİ CİHAN SERVERİNE MEKTUP
Peygamber Sevdalısı Ayşenur
Sen her gönülde canansın.
Sen gönüller hazinesisin.
Kâinat Senin hasretinle yanıyor. Âlemlerin tek dayanağı Sensin. İnsanlık Senin şefaatin ve Allah’ın rahmeti ile kurtulacaktır.
Sen olmasan Âdemoğlu ne hâlde kalırdı Ya Rasulallah!
Her yönünle örnektin!
Aişe Annemiz, senin ahlakını “Onun ahlakı Kur’an idi.” diye anlatmıştır.
Demek ki Kelamullah’tan aldığın yüce ahlakı ümmetine en iyi şekilde öğrettin.
Sen geldin ve kâinat aydınlandı.
Önceden nasıl da karanlıktı. Önünü göremeyenler yanlış yola gitti.
Sen onları kurtardın!
Sen o lisanının mükemmelliği anlatılamayacak hadis-i şeriflerinden birinde şöyle buyurmuştun:
Ben sizi ateşe gitmemeniz için tutuyorum, siz ise ateşe gitmek için çalışıyorsunuz.
Demek ki biz senin gibi bir insan olamıyoruz.
Dua ediyoruz.
Fakat fiili dua yapmıyoruz.
Hasan ve Hüseyin’i kıskanırım Ya Resulallah!
Fatıma’yı kıskanırım ya Resullallah!
Senin gözünün nurları onlar, çünkü senin neslin onlardan devam edecektir, hem de kıyamete kadar!
Hasan ile Hüseyin ne şerefliler şöyle sayalım:
Peygamber torunları, senin gözünün nurular.
Senin hadislerinden, “Hasan bendendir, ben de Hasan’danım. Allah’ı seven, beni sever, beni seven Hasan’ı sever.”
Sen onları Cennet gençlerinin iki efendisi diye müjdeledin.
Onlar arşın küpeleriydi.
İşte ben bu şerefe nail olamadığım için üzülüyor ve onları kıskanıyorum.
Seni çok özledim Efendim!
Ah beni bir aranıza alsan!
Şefaat Ya Resulullah!
OBURLUK/ ERVA EKİZ
Oburlukta baştayım
Yemeklerde taştayım
Karnımın sesi duyulunca
Zangır zongur koşarım
Mutfak ağabey karşılar beni
Çatal, kaşık müziklerle
Ama oburluğuma bakmayın
Karnım şişmiş sanmayın
Tavalar ateşe atar kendini
Ocaklar yakar kendini
Balık kızartırlar benim için
Limon ise sıkar kendini
İşte bir günlük oburluk menüsü
Her gün tadın keyfine bakın
10 kilodan fazla almazsınız
Benden sizlere duyuru
HAYALLERİMİN GEMİSİ /HİLAL YILDIZ
Hayallerimin gemisiydi içinde yüzüp gideceğim. Söz vermişti. Benimle her yere gelecekti hiçbir soru sormadan. Bazen düşmandan sığınağım bazense eğlenceli dünyam olacaktı. Evet, biraz çocukçaydı ama o benim gemimdi. Mavi bir yelkeni
vardı gemimin. Direği göğü delen. Bazen derdim “Keşke hep o direğin üstünde olsaydım da her şeyi görseydim. Göklerde olsaydım kuşlarla beraber… Güverteden aşağıda masmavi, bazı yerleri yeşile dönük bir örtüsü olacaktı gemimin.
Bir beşik gibi sallayacaktı beni oradan oraya… Birlikte göğüs gerecektik her şeye. Fırtına-kasırga bir şey yapamayacaktı bize. Ancak selam verip uğurlayacaklardı yumuşak bir edayla ikimizi. Sanki korkarmışçasına… Biraz da imrenerek bakacaklardı bize. Yolculuğumuza yoldaş olmak
isteyeceklerdi eminim ki! Ama biz kuşlardan başka arkadaş istemeyecektik yanımızda… Hani söz vermiştik ya… Bir de unutmadan. Sadece sen olmayacaktın bayramlıklara bürünen. Benim de olacaktı en güzel tayfa kostümlerinden.
Mavi, yeşil ve beyaz… Ne güzel kurmuşuz o hayalleri beraber. Keşke, gözümden bu damlaları hiç akıtmıyor olsaydım şimdi. Ne vardı ki hayallerimin biricik gemisi? Neden beni yarı yolda bıraktın sanki? Gözlerimi açtığımda biten bir rüyayla gidiverdin. Kala kaldım şimdi hayallerimle geride. Elimdeki küçük resimle.
BAŞARI MERDİVENLERİ/Şeyma GÖZALAN
Başarı merdivenleri gözümüze uzun, çıkılamaz bir merdiven gibi gözükebilir. İsteksizce merdivenleri çıkmaya başlarız. Merdivenlerin orta yerine geldiğimizde biraz yoruluruz. Umudumuz azdır. Fakat zirveye ulaşacak kadar gücümüz vardır. Sabır suyunun tadına baktığımızda içimizdeki o gücü hisseder ve zirveye ulaşmış oluruz. Atalarımızın da dediği gibi “Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.” Zirvedeki insan önüne çıkan engelleri sabrının ve iradesinin sayesinde aşar. Bu dünyada yol alan kişiler, kalkıp istedikleri koşulları arayan ve bulamadıklarında keşfeden kişilerdir.
Bizler de ne aradığımızı ve neyi keşfetmek istediğimizi fark etmeliyiz.
İnsan, verimli olabilmek için okuduklarını ve öğrendiklerini değerlendirerek, üretime dönüştürmelidir. Örneğin; çok sayıda deneme, makale, roman vb. eserleri okuyan insanların ufku ve kelime hazinesi zenginleşir. Bu sayede birikimlerini üretime dönüştürür ve topluma katkıda bulunmuş olur. Bu gibi kişiler başarı merdivenlerinin zirvesine azimle çıkmak isterler.
CANIM ANNEM / SONGÜL CANAN ÇELİK
Canım annem, şeker annem,
Sevgi dolu kucağın var,
Huzur veren suratın var,
Bir melek gibi bakan,
Altın gibi gözlerin var.
Cennete girmek için
Senin hakkın lazım,
Senin hakkını nasıl ödeyeceğiz,
Canım annem, şeker annem.
Teşekkür ederim annem,
Beni yetiştirdiğin için.
Teşekkür ederim annem,
Beni hep sevdiğin için.
İŞTE İKİ SEVGİ SERGİSİ: EFENDİM / M.ATIF
Ümmetine bir şey olsa
Onun için ağlamaktan kızarır
O baldan tatlı gözlerin
Sen her şeyi buldun ama verdin
Ümmetin acı çekerken sen rahat olamazsın
Senin hürmetine olan bu dünyada
Çok acılar çektin Efendim.
Sonunda acıların bitti
O aç kaldığın günler geçti.
Ama şimdi orada bizim için ağlıyorsun.
Hediyeyi hediye ediyorsun.
Sen böyle bir Peygambersin
Seni gönülden seviyoruz.
EN SEVDİGİM RENKLER/GÜLSENA KARA
Yeşili çok severim çünkü ormanın rengi,
Kırmızıyı çok severim çünkü bayrağımın rengi,
Maviyi çok severim çünkü gökyüzünün rengi,
Sarıyı çok severim çünkü güneşin rengi,
Beyazı çok severim çünkü bulutun rengi,
Pembeyi çok severim çünkü gülün rengi,
Açık maviyi çok severim çünkü denizin rengi,
Kahverengiyi çok severim çünkü toprağın rengi,
O’NA (S.A.V)/ N.F.BETÜL
Denizleri mürekkep ve gökyüzünü
bir sayfa yapıp en usta bir hattatın
elinden çıkmışçasına bir yazı
yazmak isterdim Sana. Kenarlarını
Cenneteki güller ve gökkuşakları ile
tezhiplemek isterdim.
Yokluk karanlıkları Seninle aydınlandığı
gibi cahiliye devrinde
parlayan bir güneş oldun... Öyle bir
Güneşsin ki kâinattaki bütün güneşler
ışığını Senden alıyor. On beş
asır öteye, günümüze ulaşan nurun
kimbilir daha ne kadar ötelere
ulaşacak. Cehalet karanlığı içindekiler
anlamamıştı Seni Efendim.
Yıldız sahabilerinle birlikte ne çok
kötülemişlerdi seni. Ne çok iftiraya
maruz kalmıştın. Ama bilmedikleri
bir şey vardı; altın çamura düşse
de değerinden bir şey kaybetmez,
altın yine altındır. Sen, değerinden
hiçbir şey kaybetmeyen, bilakis
her geçen gün değer kazanan,
güneş büyüklüğünde bir altınsın.
Seni, balçıkla sıvamayı da denediler
zamanında Belki hâlâ daha
deniyorlar ama unuttukları bir şey
var; güneş balçıkla sıvanmaz. O tip
insanlar yavaş yavaş çamurdan
ve balçıktan kendi bataklıklarını
oluşturdular ve orda batıyorlar.
Efendim, bizi şefaatine nail eyle!
Cennetin kapısında Allah>ın adıyla
yan yana duran ismini söylediğimizde
bizi de sancağının altında
toplar mısın? Mahşer gününde başımızdan
bir mızrak boyu yüksekteki
güneşin sıcağından, terimizde
boğulmaktan korumak için gölgen
altına alır mısın?
POSTA TRENİNE MEKTUP UÇURANLAR
Semra Polat, İsmail Temel, A.Betül Eliuz, Canan Eren, Guvanç Meredov, Emre Görür, Esra Eylül Güngör, Nur Sıla Yıldız, Tuğba Ladikli, Hilal Nur Ötken, Furkan Kara, Fatma Nur Fındıkçı, Erdinç Özdemir, Batuhan Elibol, Hüseyin Akar, Meltem Dinçer, Melih Şencan, Muhammed Dinç, Tayip Çakat, Z.Beyza İşler, Dilara Ayalan, M.Semih Kalkan, Kerem Özgöçmen, Beyza Karcı, Esma Sel, Meltem Dinçer, Yağmur Tokur, Betül Akarsu, Nurdan Tezcan, Zeynep Ekim, Ayşen Baz, Ramazan Dinğil, Abdurrahman Şahan, Miraç Yiğit, Ömer Yasir Can, Kadir Can Demir, Batuhan Taha Küçük, Hayri Sevim, Esra Görgeç, Zeki Sinan Yılmaz, Salih Günaydın, Samet Kerem Atmaca, Hasan Ali Yiğit, Ömer Enes Dursunoğlu, Fatih Tuluk, Mine Yılmaz, Uğur Arıcı, Hatice Nur Küçükünal, Ali Göçgen, Naci Tüter, Can Seza Yıldız, Aysel Yedekçi, Havvanur Terzi, Esra Gögen, Zeynep Gökçe Azman, Büşra Evin, Sümeyye Ayşe Kurt, Elif Doğan, Azize Arzu Köroğlu, Münire Oyman, Hilal Aybüke Kösek, Said Osman Başkaya, Zeynep Müjde Birinci, Muhammed Enes Şimşek, Esra Nur Akyol, Elif Nur Tekeli, Enes İnce, İremnur Çivioğlu, Muhammet Büyükgöz.




