Gonca Arşiv

Yaramaz Aslan Yavrusu
H. İbrahim Çayırlı

Kasım 2010
Bir zamanlar ormanların güçlü hayvanı aslanın yaramaz bir yavrusu varmış. Bu yavru aslan ilk zamanlar evde ne var ne yok her şeyi dağıtıp kırmış. Annesi ve babası onun bu hâlinden hiç memnun değillermiş. Fakat evlat bu atsan atılmaz satsan satılmaz.

Günler bir diğerini kovalamış, yavru aslan okul çağına gelmiş. Annesi ve babası onu büyük umutlarla okula vermişler. Belki okulda öğreneceği bilgilerin yanı sıra uslanır diye geçirmişler içlerinden. Neyse efendim kayıt işleri, kırtasiye alışverişleri derken yaramaz yavru okula başlamış.

Okulun ilk günü serviste iki arkadaşını dövmüş. Onları ağlattığı yetmezmiş gibi servis şoförü tilki ona nasihat edecek olduğunda ukalalık yapmış. Babası aslana, kendisine serviste kötü muamele edildiği için onu şikâyet edeceğini söylemiş. Tilki ne yapsın. Bir “la havle” çekip uzun kuyruğunu altına minder yapıp dönmüş direksiyona. Hem müşteri kaybetmek var işin ucunda hem de aslanla kötü olmak. “Neme lazım.” deyip gazlamış okulun bahçesine.

Derslerin ilk günü de aslan için pek neşeli geçmiş. Yaramaz aslan, tavusun tüylerini yolmuş teneffüslerde. Karganın gagasını bantlayıp konuşmasını engellemiş. Zürafanın ensesine şamar atmış, ayının ayağına basmış. Yılanın su içerken dokunmadıklarına o dokunmuş. Lambaları ve suları açık bırakmış. Dersine, kitabına dalmış olanlara sessizce yaklaşıp arkalarında kükremiş. Öğretmeni konuşurken iki de bir kükreyip dersi bölmüş. Neden sürekli derste kükrediğini soran baykuş öğretmene,

— Sabah kahvaltıda boğazıma ceylan kemiği battı. Onu çıkarmaya çalışıyorum, demiş.
Üstelik bunu söylerken sıranın altından öndeki ceylanı çimdiklemiş.

Ceylan yerinden zıplayınca da ona,
— Korkma, korkma! Sen sınıf arkadaşımsın, sana bir şey yapmam, demiş gülerek.

Daha ilk günden hakkında onlarca şikâyet olunca müdür zebra, yavru aslanın evini aramış. Fakat anne aslan bu söylenenlerin hiçbirini kabul etmemiş. Üstelik bir daha böyle bir sebeple evleri aranırsa okulu başlarına yıkmakla onları tehdit etmiş.

— Benim aslan oğlum, bunların hiçbirini yapmış olamaz. Olsa olsa aslan oğlu aslan olduğundan oyun sırasında bazı arkadaşlarının canı yanmıştır. Eee, kolay mı canım bir aslanla arkadaş olmak. Biz de sizin vereceğiniz iyi eğitim sebebiyle okulunuzu tercih etmiştik. İyi bir okul olmadığınızı medya maymunlarına söyleyeyim de bütün orman sizin ne mal olduğunuzu görsün, demiş.

Müdür çaresiz durumu kabullenmiş. İyi dileklerle telefonu kapatıp ne yapacağını kara kara düşünmeye başlamış.

Ertesi gün yeni bir kayıt gelmiş okula. Bu, oraya yeni taşınan fil sürüsünün minik ferdiymiş. Üstelik yavru aslanla yan yana oturuyorlarmış. Aslan kendisinden kat kat büyük bu arkadaşının canını yakmayı kafasına koymuş. Nasıl olsa bir aslan çocuğuna karşı gelemez, diye düşünmüş.
İlk teneffüste filin kuyruğuna bir ısırık atmış ki onun sesini duyanlar okulda yangın borusu çaldı zannetmiş. Yavru fil can havliyle aslanı hortumuyla tuttuğu gibi havada iki sallayıp var gücüyle yere fırlatmış. Aslan birkaç takla sonunda durduğunda canının çok yandığını hissetmiş. Bu taklalara sadece kuşlar kahkaha atabilmiş. Onlar dallarda sevinçten şakırdarlarken diğer hayvanlar ne olur ne olmaz diyerek işin sonunu izlemeye koyulmuş. Bütün okulun gözü önünde karizması çizilen aslan bir an ne yapacağını bilememiş. Şöyle korkunç bir nara atayım da kalabalık dağılsın diye düşünmüş ama derin nefesi ciğerlerine çekince göğsünün acıdığını fark etmiş.

— Ne oluyorsun canım, az kalsın kemiklerimi kıracaktın, diye inlemiş.

— Sen de benim kuyruğumu koparacaktın sanki. Söyle bakalım ne istedin kuyruğumdan, diyerek aslanın üzerine yürümüş yavru fil.

Filin heybetinden ve gücünden iyice ürken aslan,
— Tamam, tamam canım. Kızma hemen, şaka yapmıştım şaka, diyerek üstünü başını silkeleyerek kalkmış yerden.

O gün olanları evde anlatmayı da gururuna yedirememiş. Uzun bir süre acıları geçmemiş. Bu sebeple epey zaman rahatça koşup oynayamamış. Tamamen iyileştiğinde kendisinden güçlü birilerinin olabileceğini gören aslan arkadaşlarına sataşmayı bırakmış. Kimsenin canını yakmaya niyetlenmemiş. Ne demişler: “El yumruğunu yemeyen kendisininkini balyoz zannedermiş.”